3/2/2009 - Hamilelikte beslenme... |

Gebelik döneminizde dengeli bir beslenme alışkanlığı edindiğinizde, sıvıyı bol miktarda aldığınızda, doktorunuzun verdiği demir içerikli preparatları düzenli olarak aldığınızda, normal sınırlar içinde kilo almak, sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek, sağlıklı bir bebek doğurmak ve doğum sonrası formunuzu korumak için beslenmeyle ilgili size düşenleri tümüyle yerine getiriyorsunuz demektir. gebelik.org' un katkılarıyla hazırlanan aşağıdaki bölümü, doğacak bebeğinizin sağlığı açısından dikkatle okuyunuz...
Sağlıklı bir gebelik dönemi için iyi beslenme Gebelikte beslenme, anne adaylarının üzerinde önemle durmaları gereken bir konudur. Sağlıklı ve kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek, gebeliğe özgü belirtileri yaşamamak ya da daha az yaşamak, bebeğinizin potansiyeli olan kiloya ulaşmasını ve dünyaya yeterli besin depolarını oluşturmuş olarak gelmesini sağlamak, rahat bir lohusalık dönemi geçirmek, lohusalıkta bebeğinize vereceğiniz sütünüzün kaliteli olmasını sağlamak için gebelik öncesinden gelen beslenme alışkanlıklarınızı gebelikte tekrar gözden geçirmeniz önemlidir.. İlk bilmeniz gereken, bu yazıyı okuduğunuzda gebeliğinizin hangi döneminde bulunursanız bulunun geç kalmadığınızdır. Şu andan itibaren beslenme konusunda atacağınız her olumlu adım mutlaka hem size hem de bebeğinize yararlı olacaktır. Son aylarınızda olsanız bile beslenme konusunda yapacağınız iyileştirmeler en azından doğacak bebeğinizin doğum sonrası ilk altı aylık dönemde ihtiyacı olan demir ve vitamin depolarını oluşturmasını sağlar. Gebelik dönemi; günlük kalori, alınması gerekli sıvı, protein, vitamin, mineraller, temel ve eser elementlerin ihtiyacının arttığı bir dönemdir. Bu artmış olan ihtiyacı karşılamak için vücudunuz size çoğu durumda yol gösterecek ve açlık-tokluk merkezlerinin gebeliğe uyum sağlamak amacıyla değişen işlevleri sayesinde bu ihtiyaçlarınızı karşılamış olacaksınız. Gebelikte önerdiğimiz beslenme şekli, tüm temel besin maddelerinden herbirinin yeterince ve düzenli olarak alınması şeklindedir. Temel besin madddelerinin şekerler ve yağ miktarı yüksek gıdalar hariç her birinden hergün belli miktarlarda mutlaka alınmalıdır. Şekerler ve yağ miktarı yüksek gıdalar (yağların temel besin maddeleri içinde önemleri büyüktür, burada kastedilen aşırı "yağlı" yiyeceklerdir) ise besleyici özellikleri düşük ve kalorileri yüksek olan gıdalardır ve size ve bebeğinize yararları yoktur.

Hamilelikte farklı miktarlarda demir, folik asid, sodyum (tuz) ve şeker alma ihtiyacı duyulur. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için hemen her gün; süt ve süt ürünleri, yumurta (herhangi bir yemeğin içinde veya tek başına), et, tavuk veya balık, kuru baklagiller, peynir,lifli yeşil sebzeler, hububat, C vitamini kaynakları (portakal suyu, domates), yağ (sıvı yağ, tereyağ, mayonez gibi besinlerle), diğer meyveler ve sebzeler yenmelidir.
Vitaminler Gebelikte bazı özel durumlar hariç düzenli vitamin kullanımı gereksizdir. Gebelik dönemi boyunca ihtiyaç duyduğunuz vitaminlerin tümü düzenli beslenme yoluyla alınabilir ve doğru olanı da budur. Şu ana kadar varlığı saptanmış vitaminler dışında vücudun kullandığı çok sayıda vitamin vardır ve bunlar keşfedilmeyi beklemektedir. Düzensiz beslenip vitamin ilaçlarına güvendiğinizde gerekli olan ihtiyacınızın tümüyle karşılanmadığından emin olabilirsiniz. Ancak erken gebelik dönemindeki şiddetli bulantı ve kusmalarda ve ileri derecede beslenme yetersizliği gösteren anne adaylarında ise düzenli beslenmeye ek olarak vitamin tedavisi elbette vermekteyiz.
Demir Kan yapımında önemli yeri olan demir için ise farklı şeyler söylenebilir: Ne kadar demir içeriği yüksek besinlerle beslenirseniz beslenin, gebelikte ihtiyaç duyduğunuz demiri alabilmek için belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren) düzenli olarak demir içeren ilaçlar kullanmalısınız. Alacağınız demirin bebeğinizin demir depolarının oluşmasındaki önemini unutmayın. Tüm bu demir ihtiyacının besinlerden karşılanabilmesi için alınması gerekli besin miktarı normalden fazla kalori içerir ve bu yüzden uygun bir beslenme biçimi değildir. Demir sadece bebek için değil annenin % 30 oranında artan kan hacmi ile de ilgilidir. Demir sağlıklı kan hücrelerinin oluşumu için şarttır ve beslenme ile artan ihtiyacı karşılamak zordur. Eğer yeterli miktarda demir alınmazsa bebek annenin demirini alır ve annede anemi ve halsizlik gelişebilir. Ancak demir içeren ilaçlar mutlaka bir doktor tavsiyesine göre ve kontrolunda alınmalıdır. İkiz ve çoğul gebelik taşıyan, kansızlık bulguları gösteren, ya da gebeliğin sonlarına gelmiş olmasına rağmen demir ilaçları kullanmamış anne adaylarında daha yüksek dozlarda demir tedavisi gerekebilir.
Genel kural olarak pek çok standart multivitamin preparatları yeterince folik asid, demir ve kalsiyum içerir. Bunlar içinde hamilelikte özellikle folik aside ihtiyaç vardır.
 Folik asit Folik asit B vitaminidir ve vücutta yeni kan hücresi yapımında, aminoasit yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar.
Folik asit hakkında bilimsel olarak henüz kanıtlanmamasına karşın tıbbi çevrelerce kabul gören bir gerçek vardır: Hamileliğin erken dönemlerindeki folik asit eksikliği bebeklerde nöral tüp defektlerinin (NTD) oluşmasına neden olabilmektedir. Bu yüzden Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (Center for Disease Control) 1991 yılında yayınladığı bildirgede daha önce NTD'li bebek doğurmuş olan anne adaylarının hamile kalmadan en az bir ay önce başlayıp 3 ay boyunca günde 4 miligram folik asit kullanımını önermiştir. Bu öneri çoğu doktor tarafından halen uygulanmaya devam etmektedir.
Demir içeren preparatların bir kısmında ek olarak folik asit de bulunur. Şu anda folik asit konusunda yukarıda anlatılan NTD gerçeği gözönüne alındığında demirle birlikte folikasit takviyesi yapmanın gerekli olduğunu düşünen ve bunu uygulayan çok sayıda doktor vardır.
Sabahları bir kase mısır gevreği folik asid ihtiyacının büyük kısmını karşılar. Bol meyve, makarna , pirinç, ekmek, un (kepekli olanları tercih), folik asid içerir. Folik asid ayrıca karaciğer, böbrek, lifli yeşil sebzeler ve kuru bakla ve bezelyede bulunur. Nöral tüp defekti nedir? Hamile kalınan günden 17-30 gün sonra (yani kadının son adet tarihinden 4-6 hafta sonra) bebeğin nöral tüpü yani sinir sistemini oluşturan bölümü gelişir ve kapanır. Nöral tüp daha ileri dönemde bebeğin omuriliğini, omurlarını, beynini ve kafatasını oluşturur. Eğer nöral tüp olması gerektiği gibi kapanamazsa bebeğin beyni ve omuriliği açıkta kalır.
Hangi hamile kadında nöral tüp defekti gelişeceğini tahmin etmek mümkün değildir. Ancak bazı riskler söz konusudur; - Bir önceki hamileliğinde nöral tüp defekti gelişen kadınlarda diğer hamileliğinde de gelişme ihtimali 20 kat artar. - Annede insüline bağımlı şeker hastalığı olması - Havale nöbeti için ilaçl kullanan kadınlar - Tıbbi olarak obez tanısı konmuş olan kadınlar - Erken hamilelikte yüksek sıcaklıklara maruz kalmak (örneğin uzun süren ateş, sıcak banyoda uzun süre kalmak gibi)
Halen araştırmalar devam etmekle birlikte sigara içen kadınlar, ilaç kullananlar ve alkol alanların ve katı vejeteryanların vitamin kullanması önerilmektedir. Kadın doğum hekimleri özel bir tıbbi durum olmadıkça herkese rutin vitamin kullanımını önermemektedir.
Vejeteryan mısınız? Vejeteryanlar protein alımını dengelemek için mutlaka süt ve süt ürünleri ve yumurta yemelidir. Aynı zamanda B12 vitamini takviyesi almaları gerekebilir. Çünkü bu vitamin sadece hayvansal ürünlerde bulunur.
Çinko, magnezyum, kalsiyum, demir ve D vitamini yetersizlikleri anne ve bebek mortalitesinde önemlidir.
Günlük öğün sayınızı en az beş olacak şekilde tekrar ayarlayın... Burada amaç midenin aşırı dolmasını ve size rahatsızlık vermesini engellemektir. Toplam alacağınız gıdayı üç öğün yerine beş ya da daha fazla öğünde yemek, erken gebelikte bulantı şikayetlerinizi engellemede, gebeliğin geç dönemlerinde de mide yanması ve şişkinlik şikayetlerinizi önlemede yardımcı olacaktır.
Su temel bir besin maddesidir Suyu ve sıvı içeren gıdaları gebelik öncesi döneme göre daha fazla miktarlarda almanız kabızlık yaşamanızı engellemeye yardımcı olacak ve özellikle yaz aylarında halsizlik şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır. İdrar renginizin açık sarıdan daha koyu sarı bir renkte olması (idrar yolu enfeksiyonunuz yoksa) sıvı alımınızın yetersiz olduğunun habercisidir. Günlük aldığınız sıvıları yemekler arasında almanız, midenizin aşırı dolmasını engellemeye önemli katkılarda bulunur.
Kahve ve çaylar Kahve içme alışkanlıklarınızı tekrar gözden geçirmelisiniz. Günde bir fincan ya da maksimum iki fincan kahvenin olumsuz bir etkisi olmamasına karşın daha fazla miktarlarda vücuda giren kafein, dolaşım sisteminizin olumsuz etkilenmesine ve uykusuz kalmanıza neden olabilir. Dahası, yüksek miktarlarda kafeinin (günde 10 fincan ya da daha fazla) düşük, erken doğum ya da bebekte gelişme geriliği yaptığına dair bazı çalışmalar bulunmaktadır. Kafein içeren diğer sıvılar (kolalar, çeşitli çaylar) için de aynı öneriler geçerlidir. Çay konusunda ise kahve konusunda söylenenlerden biraz daha fazla şeyler söylemek gerekir. Çay, kafein dışında teofilin denen bir madde ve niteliği tam olarak belirlenmemiş bazı maddeler içerir. Aşırı miktarlarda (günde 10 fincandan fazla) tüketildiğinde içerdiği kafeinin yaptığı olumsuz etkilere ek olarak, besinlerle alınan demirin emilimini de azalttığı bilinen bir içecektir. Bu yüzden gebelikte çay tüketimi tercihan günde iki fincan ile kısıtlanmalıdır. Suni tatlandırıcılar içlerinde genellikle aspartam adlı bir madde içerirler. Bu maddenin gebelikte kullanımında bir sakınca bulunmamıştır. Ancak fenilketonüri (doğumsal bir aminoasit metabolizma bozukluğu) tanısı konmuş anne adaylarının bu tatlandırıcıları doktorlarına danışarak kullanmaları gerekir.
Tuz Yıllar boyu anne adaylarına hekimler tarafından tuzsuz diyet önerilmiştir. Bunun altında yatan düşünce de preeklampsi gelişiminde vücutta tuz ve su tutulmasının birincil mekanizma olduğu, tuz alımı durdurulduğunda bu normaldışı durumun gelişmeyeceği varsayımıydı. Günümüzde bu uygulama artık kabul görmemektedir. Gebelikte vücutta sıvı tutulması gebeliğin normal seyrinin bir parçasıdır ve bu sürecin kesintiye uğraması sakıncalıdır. Preeklampside ani kilo alımı ve sıvı tutulması tuz alımıyla ilgili değildir. Bu yüzden anne adaylarının yemeklerine yeterince tuz katmalarında bir sakınca yoktur. Preeklampsi gelişimini engellemek için önceleri anne adaylarına hekimler tarafından diüretik (idrar söktürücü) ilaçlar neredeyse rutin olarak verilmekteydi. Ancak bu ilaçlar da sıvı ve elektrolit dengesini bozduklarından gelişmesi muhtemel problemleri önlemek bir yana, tümüyle normal seyreden bir gebelikte bile sıvı-elektrolit dengesizlikleri oluşmasına neden olabilirler. Anne adaylarının gebelikte artmış iyot ihtiyacını karşılamak amacıyla iyotlu tuz kullanmaları önerilir.
Sıvılar Gebelikte vücudun sıvı miktarı artar ve kan hacmi yaklaşık %50 oranında genişler. Amnios sıvısı da yaklaşık olarak üç saatte bir tümüyle yenilenir. Bu nedenle anne adayının vücudundaki sıvı dengesi çok önemlidir. Anne adaylarının günde en az iki litre sıvı almaları gerekir.
Hamilelikte alkol kullanımı Hamileliğiniz süresince alkol almayın. Alkol merkezi sinir sistemini baskılar ve vücuttaki pek çok organa zarar verir. Hamilelikte yoğun alkol kullanımı bebeğinizin hassas vücuduna zarar verecektir. Yapılan araştırmalar alkolün plasentayı geçip bebeğe ulaştığını göstermiştir. Bebeğinizin minik boyutları ve henüz gelişmekte olan sistemi, alkolün size verebileceği hasardan çok daha fazlasını bebeğe vermesine neden olur. Yoğun alkol kullanımı bebekte beyin hasarı ve zeka geriliğine neden olur. Bebeğin normal gelişimide bozulur ve daha zayıf ve küçük kalır.Yüzünde bozukluklar, kalp problemleri ve koordinasyon bozukluklarına neden olur. Günümüzde ne kadar alkol alımının "çok" sınıfında olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden hiç kullanmamanın risk almamak açısından en doğru yöntem olduğunu düşünüyoruz.
Hamilelikte ilaç kullanımı Pek çok ilaç plasenta'yı geçip bebeğe ulaşabildiği için hamilelik süresince sadece hekiminizin önerdiği ilaçları kullanmanız doğru olur. Hekim önerisi olmadan eczaneden alabileceğiniz ilaçlar örneğin kabızlık ilaçları, uyku yapıcı ilaçlar, sakinleştiriciler, ağrı kesiciler ve aspirin kullanılmamalıdır. En doğrusu yine çok mecbur kalmadıkça hiç ilaç kullanmamaktır.
Hamilelikte sigara kullanımı Yoğun sigara kullanımı sonucu sigaradan alınan nikotin ve karbonmonoksid gelişmekte olan bebeğe kan sunumunun kısıtlanmasına, azalmasına neden olur. Bu kısıtlanma bebeğe sunulması gereken besin miktarında azalmaya ve vücut atıklarının uzaklaştırılmasında yetersizliğe neden olur. Sigara kullanımı ile annede iştahsızlık olacağı için annenin beslenmesinde de yetersizlik ve hamilelik süresince alınması gereken kiloda eksiklik olur. Bunların tamamı bebeğe gelişme azlığı ve düşük doğum ağırlığı olarak geri döner. Bu durum bebeğinizde ciddi sağlık problemlerine neden olabilir. Asla hamileliğiniz süresince diyet yapmayın! Hamilelik öncesi şişmansanız hamilelik sırasında kilonuzu vermek ya da az kilo almaya çabalamak yanlıştır. Bebeğinizin yeterince gelişip büyüyememesine neden olursunuz.
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
3/2/2009 - Hamilelik döneminde dikkat etmeniz gerekenler |

Hamilelik döneminde daha doğal içerikli bakım ürünleri kullanmaya özen gösterin. Ayrıca çillerinizin veya benlerinizin hamilelik döneminde koyulaşması ve olmayan lekelerin ortaya çıkması sizi şaşırtmasın; bunlar doğumdan sonra genellikle kaybolurlar. Anne adaylarının saçlarında da bazı farklılıklar gözlemleniyor. Hamilelik döneminde saçlar daha yumuşak ve canlı oluyor. Bu durumun sebebi sadece hormonlardaki değişiklikler değil. Hamilelik döneminde tüketilen besin maddelerine dikkat edilmesi de saç sağlığı açısından büyük bir etkendir. Hamilelik döneminde yeni ruh halinize uyan ve pratik bir saç modeli kesimi uygulatabilirsiniz; bu, sizin zindeliğinizi arttıracaktır. Bazı kadınlar doğumdan birkaç ay önce saçlarını değiştirmeye karar verir: Bunun sebebi; doğumdan sonra özel bakımlara zaman ayıramayacakları düşüncesidir. Hamilelik döneminde saç rengini değiştirmek; saçları boyatmak uzmanlar tarafından yanlış olarak kabul edilmiyor, çümkü piyasada bulunan saç boyaları ve akıcı boyalar birçok kez test ediliyor. Buna rağmen saçlarını boyatmaktan korkan anne adayları hazır kına setleri gibi naturel boyaları uygulayabilirler. Hamilelik döneminde ayaklarınızı yukarı kaldırmaya özen gösterin. Ayrıca, ayaklardan başlayarak baldırlara doğru yapılan masajlar, ayaklarınızdaki yükü azaltmaya yardımcı olur. Damarlar, hamilelik döneminde yüksek performans gösteriyor, çünkü toplardamarlar kan dolaşımını hızlandırıyor. Bacakların ve ayakların, hamilelik dönemini daha rahat atlatrmnaları için nemlendirici kremle ovulmaları ve ayakların gün içinde sık sık yükseğe kaldırılarak dinlendirilmeleri gerekiyor.
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
3/2/2009 - Hamile kalmadan önce yapılacak aşılar... |
Doktorunuzla şimdiye kadar yaptırdığınız aşılarınızı konuşup, su çiçeği ve kızamıkçık gibi hamile kalmadan önce tamamlamanız gereken aşıları planlayabilirsiniz.
Hamilelikte geçirilebilecek bazı hastalıklar hem anne hem de bebek açısından ciddi risk oluşturabilmektedir. Bu nedenle hamile kalmayı planlayan bir kadının hamile kalmadan önce bu hastalıklara karşı korunuyor olduğundan emin olması gerekmektedir. Bu hastalıklar içerisinde en önemlisi kızamıkçıktır. | | Kızamıkçık hamilelik döneminde geçirildiğinde Doğumsal Kızamıkçık Sendromu adı verilen ve anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelen bir tablodur. Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık geçiren bir annenin bebeğine de kızamıkçık virüsünü bulaştırması sonucunda bebeklerin %95'i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali, enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamilelikten sonra). Bu nedenle hamile kalmayı planlayan doğurgan yaştaki kadınların kızamıkçık geçirdiklerini ve buna bağlı olarak kızamıkçığa karşı bağışık olduklarını göstermeleri (kan testi ile) ya da kızamıkçık geçirmediler ise mutlaka kızamıkçık aşısı ile korunuyor olmaları gerekmektedir. Kızamıkçık aşısı olacak anne adaylarının unutmaması gereken en önemli nokta aşıdan sonra en az bir ay süreyle hamile kalmamalarıdır. Kızamıkçık aşısı hamile kadınlara uygulanmaz. |
| | | | Suçiçeği hastalığı hamilelikte geçirildiğinde bebek açısından hastalığın geçirildiği dönem ve ağırlığına bağlı olarak risk yaratabilmektedir. Hamileliğinin ilk 6 ayında Suçiçeği geçiren anne adaylarının bebeklerinin yaklaşık olarak %2'sinde Doğumsal Suçiçeği Sendromu adı verilen çeşitli organ bozukluklarının bir arada görüldüğü bir tablo oluşur. Bu organ bozuklukları genellikle kol ve bacakların gelişmemesi, katarakt, göz kürelerinin küçük kalması, görmeyi sağlayan göz tabakalarının etkilenmesi, ses telleri felci ve merkezi sinir sistemi bozuklukları gibi çeşitli sakatlıklar yaratacak ciddi bozukluklardır. Hamileliğin 7. ve 21. haftaları arasında Suçiçeği geçirilmesi bebeğin anne karnında etkilenip yukarıdaki bozuklukların oluşması için en riskli dönemdir. Bu nedenle hamilelik öncesinde suçiçeği geçirmemiş ve aşılanmamış ve hamile kalmayı planlayan anne adaylarının en az 1 ay ara ile iki doz olarak suçiçeği aşısı yaptırmaları önem taşımaktadır. Eğer suçiçeği geçirilip geçirilmediği hatırlanmıyor ve laboratuar tetkikleri ile de ortaya konma olanağı yok ise anne adayı mutlaka aşılanmalıdır. Bu arada yine unutulmaması gereken nokta suçiçeği aşısı uygulandıktan sonra en az 1 ay süreyle hamile kalınmaması gerektiğidir. Hamilelikte suçiçeği aşısı uygulanmaz. |
| Hamile kalmadan önce ya da planlanmamış bir hamilelik geçiriyorsanız hamilelik sırasında yaptırabileceğiniz bazı aşılar sizin için olduğu kadar bebeğiniz için de büyük önem taşımaktadır. Vücudumuzun bağışıklık sistemi hastalıklara karşı bizi korur. Vücuda giren mikroplar çoğalarak hastalığa neden olur. Bağışıklık sistemi ilk defa karşılaştığında bu mikropla ile tanışır ve antikor adı verilen ve bu mikroba karşı koruyucu görev yapan proteinler üretmeye başlar. Ancak antikor üretimi belli bir süre alacağı için bu arada hastalık başlar. İlk karşılaşmada üretilmiş olan antikorlar kanda yıllarca kalır ve aynı mikropla yeniden karşılaşınca hemen tanır ve mikrobu hızla yok ederek hastalığı önler. Yani hastalık etkeni ile vücut yeniden karşılaştığında halihazırda antikorları bulunduğu için hemen harekete geçip onu çoğalıp hastalık oluşturmasına fırsat vermeden yok eder. Bağışıklık sistemi son derece başarılı bir sistemdir ve bizler bu yüzden aynı mikroplarla yüzlerce kez karşılaşmamıza rağmen hastalıkları sadece bir kez geçiririz. Aşılarla vücuda, hastalığa neden olan mikrobun inaktive (ölü) veya canlı ancak hastalık yapamayacak kadar zayıflatılmış hali verilir. Bağışıklık sistemimiz aşılarla verdiğimiz mikroplara karşı da aynen doğal mikropla ile karşılaştığı zaman geliştirdiği cevabı verir. Sonuçta aynen hastalığı geçirdiğimizde elde ettiğimiz gibi uzun süreli hatta bazen ömür boyu koruma elde ederiz. Sonuçta cevap mekanizması aynıdır, tek fark aşıların koruyucu cevabı bizler hastalanmadan oluşturmasıdır. Geçirmiş olduğunuz hastalıklar ve yaptırmış olduğunuz aşılar sayesinde kazanmış olduğunuz bağışıklık ve o hastalıklara karşı vücudunuzda gelişmiş olan koruyucu antikorlar sizi o hastalıklardan korurken bebeğinizi de koruyacaktır. Nasıl mı? Koruyucu antikorlar bebeğinize de geçebilme özelliğine sahiptir ve daha henüz bebeğiniz mikroplarla tanışmadan onlara karşı korumaya sahip olarak doğacaktır. Bebeğiniz yeni doğduğunda vücudundaki pek çok sistem gibi bağışıklık sistemi de henüz tam gelişmemiş olacaktır. Bu nedenle geçici bir süre için devam edecek olsa bile sizden alacağı koruyucu antikorlar hayatının ilk aylarında bebeğinizin hastalıklara karşı savunmasında en büyük desteği olacaktır. Ancak unutmayınız ki sizin bebeğinize sağladığınız bu koruma sadece birkaç ay gibi geçici bir süre içindir. Bebeğinize kalıcı bir koruma sağlamak için doğumundan itibaren düzenli olarak aşılarını yaptırmanız gerekmektedir. |
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
3/2/2009 - Hamile Kalmadan Önce yapmanız gerekenler |
Hamilelik her kadın için çok özel bir dönemdir ve bu dönemde hemen her anne adayı hem kendisi hem de bebeğinin sağlığını düşünerek son derece özenli davranması gerektiğini bilir. Günümüzde artık sadece hamilelik oluştuktan sonra değil hamilelik öncesinde de uygulanacak bazı yaklaşımların önemi ortaya konmuştur. Hamilelik sırasında bebeğin gelişiminde en önemli ve hayati aşamalar hamileliğin başlangıç döneminde yani anne adayı henüz hamile olduğunu fark etmeden önce oluştuğu için bu erken aşamada bilinçli davranarak bebeğinizi bazı enfeksiyonlardan, hastalıklardan, besin eksikliklerinden ve çevresel hasarlardan koruyabilirsiniz. Hamile kalmadan birkaç ay önce doktor kontrolünden geçmeniz faydalı olacaktır. Kan grubunuz, hepatit B ve kızamıkçık gibi hastalıkları geçirip geçirmediğinizi anlamak üzere kan testi yaptırabilirsiniz. Bütün hastalıklar hamilelik döneminde anne ve bebek için tehdit oluşturur. Hamilelik sırasında geçirilen bazı hastalıkların (su çiçeği, kızamıkçık, hepatit gibi) anne ve bebek sağlığı üzerindeki etkisi, hastalığın hamilelik dışında geçirilmesinden daha fazladır. Özellikle bebeklerde geri dönüşü olmayan sonuçlara, sakatlıklara yol açmaktadırlar ve çoğu zaman bebekler kaybedilmektedir. | Doktora başvurduğunuzda; • Bugüne kadar yaşadığınız tıbbi problemler konusunda doktorunuzu bilgilendirmeniz gerekir. • Jinekolojik muayene ile özellikle rahim ve rahim ağzının değerlendirilmesi gereklidir. • PAP Smear testi ile rahim ağzı kanseri açısından kontrolünüz mutlaka yapılmalıdır. • İdrar testi, idrar incelemesi ile idrar yolu enfeksiyonları ve böbreklerinizle ilgili problemler tespit edilebilir. • Anne adayının ve eşinin kan gruplarının belirlenmesiyle kızamıkçık, sarılık, taksoplazmozis gibi hamilelik sırasında geçirildiği takdirde bebekte anormalliklere yol açabilecek enfeksiyonlara karşı bağışıklık durumunun belirlenmesi gerekir. • Kan basıncının (Tansiyon) yüksek bulunması halinde hamilelik öncesinde gerekli önlemlerin alınması gerekir. • Cinsel temas yoluyla geçen klamidya, üreoplazma gibi enfeksiyonların tespit edilmesi ve düşüklere yol açabilen bu enfeksiyonlara karşı hamilelik öncesinde gerekli tedavinin yapılması gerekir. • Tiroit bezinin fonksiyonu ile ilgili problemler hamileliğin elde edilmesini ve sağlıklı bir şekilde devam etmesini engeller. Tiroit bezine ait bozukluklar tedavi edildiğinde sağlıklı bir bebek sahibi olmak mümkündür. | |  |
| Yüksek tansiyon veya şeker hastalığı gibi özel durumlar hamileliğinizi etkiler. Ailenizde genetik bozukluğa bağlı bir hastalık varsa ve 35 yaşın üzerinde iseniz bir genetik uzmanına başvurabilirsiniz. Sağlıklı beslenme ve kilo dengesini koruyarak vücudunuzu hamileliğe hazırlayabilirsiniz. Bazı hekimler hamilelikten 3 ay önce başlamak üzere günde 400 mcg Folik asid (B vitamini) alınmasını önerir. Folik asid hamileliğin ilk 3 ayı içinde oluşabilecek nöral tüp defekti adı verilen beyin ve omurilikteki bozuklukları önlemeye yardım eder. Folik asidi içeren besinleri de bol tüketmenizde fayda vardır. Bunlar; portakal suyu, yeşil lifli sebzeler, kuru ve doğal baklagillerdir.
Egzersiz yapmaya şimdiden başlayabilirsiniz ve hamileliğiniz süresince de çok ağır olmamak koşulu ile egzersize devam edebilirsiniz. Sigara ve alkol kullanıyorsanız bunları kesmelisiniz çünkü bebek üzerinde zararlı etkileri vardır. Doktora danışmadan ilaç kullanmamalısınız ancak halihazırda bir hastalığınız sebebi ile ilaç kullanmak zorunda iseniz hastalığınızı ve kullandığınız ilacı doktorunuzla konuşmalısınız. |
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
3/2/2009 - Tüp Bebek ve Mikroenjeksiyon |
 Tüp Bebek(IVF); anne adayının yumurtalıklarından toplanan yumurtalarla, baba adayından alınan spermlerin laboratuvarda birleştirilerek döllendirilmesi ve elde edilen embriyonun tekrar anne rahimine yerleştirilmesi işlemidir.
Tedavinin başlıca 5 aşaması vardır: 1- Yumurtaların geliştirilmesi ve olgunlaşması 2- Yumurtaların toplanma zamanının ayarlanması 3- Yumurtaların toplanması 4- Yumurtaların laboratuvarda spermle birleştirilmesi(döllenme) 5- Oluşan embriyoların anne rahmine yerleştirilmesi
İlaç tedavisi Yumurtalıklardan fazla sayıda yumurta gelişimini sağlamak için çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Çünkü; genelde kadınlarda bir siklus süresinde sadece bir yumurta gelişir. IVF tedavisinde ne kadar çok yumurta geliştirilebilirse başarı şansı o oranda artmaktadır. Yumurta gelişimini uyarmak için, Klomifen sitratKlomen, Gonafe n, Human Menapozal Globulin(HMG), Gonal F, Puregon gibi ilaçlar kullanılır. Bunların öncesinde veya birlikte yumurtalıklar üzerindeki beynin baskısını ortadan kaldırmak için Lucrin, Supracur, Cetrodite gibi ilaçlardan biri tercih edilir. Yumurta gelişiminin takibi Yumurtalar, folikül adı verilen küçük kistler içerisinde gelişir. Bu foliküller, büyümeleri ile orantılı estradiol hormonu salgılarlar. Folikül içindeki yumurtanın görülmesi mümkün değildir, ancak ultrasonografi ile foliküllerin büyümesi takip edilebilir. Kan testi Siklusun belli günlerinde estradiol hormonu bakılarak yumurtaların gelişimi takip edilir. Yumurtlama yaklaştıkça bu hormona bakılma sıklığı artar. Ultrasonografi Foliküllerin gelişimi, sayısı, hastaya vajinal ultrasonografi yapılarak takip edilir. Toplanan yumurta sayısı ultrasonografide görülen miktardan farklı olabilir. Yumurtaların toplanma zamanı Ultrasonografi altında, HCG (yumurta çatlamasını sağlayan ilaç) enjeksiyonunu takiben 36. saatte yumurtalar toplanır. Kanda estradiol hormonu ölçümü ile foliküllerin büyüklüğü ve sayısı yumurta toplama zamanının belirlenmesinde önemlidir. HCG enjeksiyonu HCG, yumurtaların en son olgulaşmasını ve çatlamasını sağlayan LH hormonu etkisine sahiptir. Yumurta toplanmasına karar verilen zamandan 34 - 36 saat önce yapılır. Yumurtaların toplanması Hastanın tercihine bağlı olarak genel veya lokal aneztezi altında, ameliyathane şartlarında, transvajinal ultrasonografi yardımıyla, vajinal yoldan yumurtalıklara ulaşılıp yumurtalar toplanır. Foliküller visualize edildikten sonra, iğne ile teker teker içlerine girilerek içerikleri özel solusyon içeren tüp içine aspire edilir. Bu tüp hızlıca mikroskop altında yumurtaları bulmak için hazır bekleyen embriyoloğa ulaştırılır. Toplanan yumurtalar inkübator adı verilen özel bir dolaba yerleştirilir. Bir çok hasta işlemden birkaç saat sonrasına kadar uyku hali, bulantı, kusmadan yakınabilir. Hasta kısa zamanda düzelir ve evine gidebilecek hale gelir. Sperm alınması Yumurta toplama zamanına karar verildiği gün, hastanın eşi de sperm alınması için kliniğe çağırılır. Yumurta toplama işlemi öncesinde 3 günlük cinsel perhiz olması önemlidir. Spermler, masturbasyon aracılığı ile hastalara için özel hazırlanmış odada verilir. Bundan sonraki işlemler; hastaya tüp bebek veya mikroenjeksiyon yapılmasına göre birtakım farklılıklar göstermektedir. IVF(Tüp Bebek Yöntemi): Her yumurtanın yanına yaklaşık 50 bin tane sperm konulur. Bir spermin yumurtanın içine kendi başına girerek döllenme işleminin gerçekleşmesi beklenir. Döllenmiş yumurta hücreleri bölünerek embriyoyu geliştirir. Embriyolar her gün kontrol edilerek 2-3 gün laboratuvar şartlarında büyümeleri sağlanır. IVF; genellikle tüplerinde tıkanıklık nedeniyle gebe kalamayan hastalarda tercih edilen tedavi şeklidir.
ICSI(Mikroenjeksiyon Yöntemi): Yumurtalar toplandıktan sonra çevrelerinde bulunan hücreler embriyolog tarafından ayıklanır .Özel, saç telinden 7 kat daha ince, ancak mikroskop altında görülebilen aletler yardımı ile yumurta tutulur, içerisine bir sperm yerleştirilir. Aynı IVF'deki gibi bir gün sonra yumurtanın bölünmesi beklenir . ICSI; sperm sayısı düşük, hareketleri zayıf olan baba adayları ve yumurta rezervi azalmış anne adayları için uygun yöntemdir.
Embriyoların rahim içine yerleştirilmesi Yumurtalar toplanıp döllenme işlemi gerçekleştikten 2-3 gün sonra oluşan embriyoların 2-3 tanesi rahim içine özel kateter yardımı ile yerleştirilir. Bu işlem yaklaşık 12 dakika sürer ve işlemden sonra yarım saat istirahat eden hasta evine gidebilir. Kalan sağlıklı embriyolar Çok sayıda yumurta elde edilen hastalarda 3'den fazla sağlıklı embriyo elde etmek mümkündür. Bu sağlıklı embriyolar dondurularak 3 yıl kadar saklanabilir ve yine bu hasta için kullanılabilir. Klinikten ayrılıp eve gidiş Transferden kısa bir sure, yaklaşık 30 dakika sonra hasta evine gidebilir. Fazla stres ve aktivite gerektirmeyen işe sahipse hemen işine geri dönebilir. Gebelik testi Gebeliğin devamını sağlamak için hastaya progesterone içeren vajinal fitil veya iğne önerilebilir. Klinikten çıkışta hastaya ilaçların tarifini ve ne zaman gebelik testi vereceğini gösteren bir liste verilir. Hastanın adet görmesi gebelik olmadığı anlamına gelmez. Kesin tanı; kanda hassas gebelik testi ile konulur. Yumurta toplanıldığı tarihten iki hafta sonra kanda beta-HCG hormonu tayini yapılır. Bundan 2 hafta sonra da USG ile rahim içerisinde gebelik kesesi izlenir.
Yardımcı üreme teknikleri ile elde edilen gebeliklerde de, aynı spontan gebelikler gibi biyokimyasal gebelik( kanda beta-HCG hormonunun geçici yükselmesi ), düşük, dış gebelik gibi koplikasyonları olabilir. Birden fazla embriyo rahim içine yerleştirildiğinden bu tedavilerde çoğul (ikiz, üçüz) gebelik oranı kendiliğinden gebeliğe göre daha fazladır. |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
linkler
|